En çok, kendine yapacağın kötülüklerden kork. Hiç gitmedim ben.Ordayım,beni görmek,bana dokunmak,beni hatırlamak istediğin yerde...YÜREĞİNDE gülyüzlüm < medya reklam tanıtım tasarım kitap dergi>



ebruname

20/9/2009 - Kutsalı değişenin bayramı da değişiyor!

Kategori: DUZ YAZI




Ramazan ayı topraklarımızda kök salmış hem dini hem de sosyal bir ibadet ayı idi. Ramazan sonrası yemeğin sonundaki tatlı gibi Ramazanın bayramı geldi.

Toplumumuzun psikososyal sermayesinin büyük ve belki de  en önemli zenginliği  dini ve milli bayramlardır.

Kutsalı değişenin bayramı da değişiyor

Bayramın psikolojik ve sosyolojik karekterinin özellikle büyük şehirlerde büyük ölçüde değiştiğini görüyoruz. Özellikle kutsalları değişen insanların bayramları da değişti.

Egosundan daha büyük şeyin olmadığı dünyada yaşayan bir insan başkalarını neden önemsesin ki? Kendini kutsallaştırmak. Birinci önceliği kendi çıkarıdır.

Önce can sonra canan ise önce benim çıkarım ve keyfim sonra ailemin çıkarı ve keyfi der.

Önce benim çıkarım rahatım sonra toplumun ve devletin çıkarı der.


Şeker Bayramı ismi tesadüf değil

Türkiyenin eğitim sistemi dünyasal yaşam biçimine inanan insanları üretiyor. Seküler yaşam biçimi de diyebilirsiniz.

Kendi ağzının tadını ve tatilini düşünen, sorun ve sorumluluktan kaçan, aile büyüklerini yalnız bırakan, dünyasallığı, benmerkezciliği, hedonizmi  ve zevk odaklı yaşamı yücelten modern yaşam insanı mutlu edemiyor.

Modern yaşamda yaşlılar, hastalar, çocuklar, komşular aile büyükleri mağdur oluyorlar. Devletin ve sosyalgüvenlik sistemleri sürdürülen aile şefkatini veremiyor.

Sonsuzluğu düşünmeyen varoluşu yanlış tanımlayan mevcut hayata bakış bayramları tadsızlaştırdı. Modern sistemim iki acı meyvesi yalnızlık,mutsuzluk oldu.

Dinden uzak durmayı amaçlayan, din kaynaklı çağrışımları silip atan bir düzen doğal olarak ramazan ismini de değiştirecekti.

Ramazan ve Bayram başkaları hakkında kaygı hisseden insanlar için sosyal sorumluluk ifade eder. Paylaşma, dayanışma, değer verildiğini hissettirme, sevdiğini söyleme gibi iyi ve güzel bir şeyler yapmak isteyen insanlar için bayramlar tam uygun atmosferlerdir.

Üç insan tipi

Birincisi kötü, çirkin ve yalandan zevk alan, yaşam amacı olarak zarar vermeyi öncelikleyen insan tipidir.Yılanın ısırmaktan zevk alması gibi. Başkasının çektiği acı onun için önemsizdir.

İkincisi “İyi veya kötü, doğru veya yanlış, güzel veya çirkin önemli değil, egomu tatmin eden ne ise benim doğrum o dur” diyen insan tipi. Başkasının çektiği acı onun çıkarına uygun gelirse ona yardım eder.Yaşam amacı egosunu tatmin ve kişisel çıkarıdır.

Üçüncüsü iyi, güzel, doğru ve faydalı şeyler yapma niyet ve arzusu ile yaşayan insanlar. Zarar vermek ve acı çektirmekten kaçınırlar. İyi ve doğruyu doğru olduğu için yaparlar çıkarlarına uygun olduğu için değil. Tıpkı bir kırlangıcın yanan eve dalıp yavrusunu kurtarması gibi. Burada insanın dünyasal ve kişisel menfaati yoktur. Ya anneler gibi biyolojik doğasının gereğini yapacak veya vicdan muhakemesi ile yardım edecek.

Çünkü herşeyi gören ve bilen bir yaratıcıya inanıyor ve ‘O’ na er geç  hesap vermek zorunda olduğunu biliyor. İyi, güzel, doğru ve faydalı şeyler yaparsa, iki hayatta da karşılığını  alacağını düşünüyor.

Hangi insan tipi toplum için faydalı bu soruya istediğiniz cevabi verin.


Sadece turizmcilerin bayramı olmasın

Bayramları ve kültürel standartlarımızı ruhsal gerçeklikten,yaratılıştan ve soyut evrenden koparmaya çalışan gafil medeniyet insanı varlıklı yaptı ama dünyayı daha yaşanılır yapmadı.

Öncelikle kendisi hakkında kaygı hisseden diğer insanları değersiz gören insan için ise bayramın adı Şeker bayramıdır ve yapılması gereken şey de tatildir.

Egosunu Yaradandan ve Vatandan daha çok seven insan için tek kutsal çıkarıdır.Çıkarına uygun tatil çıkarına uygun milliyetçilik ve çıkarına uygun vatan sevgisi bayramları da değiştirdi.

Atalarımız bayramları ülkeyi ve insanları daha mutlu yapmak için fırsatlar olarak değerlendirmişlerdir.Özellikle hastaları,özürlüleri, yaşlıları, zayıfları,yoksulları,aile büyüklerini ve çocukları mutlu yapmayı bayramların anlamı olarak görmüşlerdir.

Ancak modern yaşam bayramları insanların isteklerini ve çıkarlarını kutsallaştırdığı günler yaptı.Bunun sonucu Bayramlar turizm sektörünün bayramı oldu.

Bayramda sosyal sorumlulukları için birşey yapmadan tatile çıkanların ve şeker bayramı adını kullananların farkında olmadan temel değerlerimiz değiştirdiklerini bilmelerini istedim.

Haddimi aştım ise bağışlayınız, herkese  anlamına uygun iyi, güzel tatlı bayramlar diliyorum.

Nevzat Tarhan

Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

14/7/2009 - Evliliği ayakta tutamama gerekçeleri

Kategori: DUZ YAZI

Evliliği ayakta tutamama gerekçeleri

Bilim, evliliği ayakta tutmak için aşkın yeterli olmadığını kanıtlandı. Çiftin yaşları, daha önceki ilişkileri ve hatta her ikisinin birden sigara içip içmediği bile, evliliğin sürüp sürmeyeceğini belirliyor.

Avustralyalı bilim adamlarının yaptığı araştırma, çiftin yaşları, daha önceki ilişkileri ve hatta her ikisinin birden sigara içip içmediği gibi faktörlerin, evliliklerinin sürüp sürmeyeceğini belirlediğini gösterdi.  

Avustralya Ulusal Üniversitesi'nde görevli bilim adamları, 2001 ile 2007 yılları arasında, evli ya da birlikte yaşayan yaklaşık 2500 çiftle görüştü. Bu görüşmelerde evliliklerini veya birlikteliklerini sürdürenlerle boşanan ya da ayrılan çiftleri bu sonuçlara götüren faktörler araştırıldı.

"What's Love Got to Do With It" (Bunun Aşkla Ne Alakası Var) başlıklı araştırma, karısından 9 ya da daha fazla yaş büyük olan ve 25 yaşını bitirmeden evlenen erkeklerin eşlerinden boşanma olasılığının diğerlerine oranla iki kat fazla olduğunu ortaya koydu.    


Araştırma, çocukların da bir evlilik ya da ilişkinin uzunluğunu etkileyen faktörler arasında yer aldığını gösterdi. Araştırma, evlenmeden önce, daha önceki ilişkisinden ya da birlikte olduğu kişiden çocuk sahibi olan çiftlerin beşte birinin ayrıldığını gösterirken, bu oranın, evlenmeden önce çocuk sahibi olmayan çiftlerde ise yüzde 9 olduğu görüldü. 

Kocalarından daha fazla çocuk sahibi olmak isteyen kadınların boşanma olasılığının da daha fazla olduğunu ortaya koyan araştırmada, çiftin ailelerinin de ilişki üzerinde rolü olduğu belirtildi.

Anne babası ayrılan ya da boşanan kadın ve erkeklerin yaklaşık yüzde 16'sının kendilerinin de boşandığı, bu oranın anne babası ayrılmayanlarda yüzde 10'da kaldığı görüldü.  

Araştırma ayrıca, ikinci ya da üçüncü evliliğini yapan çiftlerin ayrılma olasılığının, ilk evliliğini yapanlardan yüzde 90 fazla olduğunu gösterdi. 

Evliliğin sürmesinde hiç şüphesiz paranın da rol oynadığı, yoksul ya da kocaları işsiz olan kişilerin yüzde 16'sının ayrıldıklarını söylediği, bu oranın, maddi durumu iyi olan çiftlerde yüzde 9 olduğu bildirildi. 

Eşlerden birinin sigara içip diğerinin içmemesi durumunda da ilişkinin başarısızlığa uğraması olasılığının daha fazla olduğu gözlendi.

Çiftin ayrılma olasılığını az etkileyen faktörler arasında, çocuk sayısı ve çocukların yaşları, kadının iş statüsü ve çiftin çalıştığı yıl sayısının yer aldığı belirtildi.

 

 

 

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

4/7/2009 - Panik Atak ve Baş Etme Yolları

Kategori: DUZ YAZI


Panik atak yaşamış kişilere “Nasıl bir şey bu yaşadığınız?” diye sorulduğunda, bu deneyimlerini oldukça korkutucu sıfatlarla anlatırlar. Herkesin zaman zaman yaşayabileceği, yavaş biçimde gelişen kaygı duygusunun tersine, panik atak birkaç dakika içinde, bedensel ve düşünsel belirtilerle bir arada kendini gösterir.

Bu yönüyle de, yaşayan kişiler için oldukça korkutucu bir deneyimdir. Bedensel belirtilerin başlıcaları, kalp atışlarında aşırı hızlanma, nefes almada güçlük, ellerde titreme ve uyuşma, terleme,  ağızda kuruluk, mide bulantısı, bağırsak faaliyetlerinde bir artış ve baş dönmesidir. Düşünsel belirtilerin en yaygınlıkla görülenleri ise, “Kalp krizi geçiriyorum!”, “Birazdan öleceğim”, “Birazdan aklımı kaçıracağım” şeklindedir.

Panik atak yaşayan kişilerin büyük bir çoğunluğu, ilk panik atak deneyimlerinde kalp krizi geçirdiklerini sanır ve soluğu bir hastanede alır. Yapılan tetkikler sonucu, eğer kalpleriyle ilgili bir sorun bulunmazsa, doktorun bunun psikolojik kökenli bir bozukluk olabileceğini belirtmesi ile doğu teşhis konabilir.


Panik atağa ne/neler yol açar?

Panik atağın temelinde genellikle bir stres faktörü vardır. Stres, evlilik, iş değişimi gibi yaşantınızdaki olumlu değişimlerden kaynaklanabildiği gibi, sevdiğiniz birini kaybetmeniz, işinize son verilmesi gibi yaşam deneyimlerine bağlı olarak da ortaya çıkabilir.

Bunların yanı sıra, ani biçimde değil de bir süreç içinde büyüyüp, gelişen ve devam eden stres ve duygusal yüklenmeler de panik atak nedeni olabilir. Panik atak, taşıyamadığınız, size bir bakıma ağır gelen duygularınızın, bedeniniz aracılığıyla dışa vurumu olarak da nitelendirilebilir.


BAŞ ETME YOLLARI

Nefes ve rahatlama egzersizleri

Birçoğumuz gündelik yaşamımızda göğsümüzden nefes alıp veririz. Oysa ki, hem zihnimize hem de vücudumuza en yararlı olan nefes diyaframımızdan yani karın boşluğumuzdan aldığımız nefestir. En azından her gün zamanımızın bir bölümünü doğru nefes alıp vermeye ayırarak, kaygı ve stresimizi azaltabilir, konsantrasyonumuzu artırabilir, hafızamızı güçlendirebilir, daha rahat uyuyabiliriz.

Panik atak nöbetinde ya kesik kesik, ya da göğüsten, çok derin olmayan nefesler alınır. Böylelikle, vücuttaki oksijen ve karbondioksit miktarında dengesizlik meydana gelir ve bu durum da bulanık görme, ellerde, ayaklarda uyuşukluk gibi belirtilere neden olur. Gördüğünüz gibi, panik ataktan kaynaklandığını düşündüğünüz belirtiler aslında doğru nefes almamanızdan kaynaklanıyor olabilir! Panik atak esnasında doğru ve derin nefes alıp vermeniz ile beraber birçok belirtinin de önüne geçebilirsiniz.

Rahatlama egzersizlerinin, diyafram nefesi, meditatif nefes, aşamalı kas rahatlatma egzersizi, görselleme gibi çeşitli türleri hakkında bilgi edinerek ve uygulamaya başlayarak, bedensel ve düşünsel olarak rahat ve sakin bir konuma geçebilirsiniz. Bu şekilde, panik atak üzerindeki kontrol duygunuz oldukça güçlenir. 


Düşüncelerinizi kontrol etmeyi öğrenin

Panik atakla baş etmenin en önemli yollarından biri de panik atağa yönelik yapıcı, gerçekçi ve telkin edici düşünceler geliştirmektir. Panik atak nöbetinden korkmak sadece onu davet etmeye yarar! Bunun yerine, genel bakış açınızı “Panik atak yaşayabilirim ama korkmuyorum, çünkü nasıl kontrol edeceğimi biliyorum” şeklinde belirlerseniz, her şey daha kolaylaşır.

Şu an, yüksek bir olasılıkla “Kalbim hızla atıyorken, nefes alamazken, terlerken, bu yapıcı ve yardımcı düşünceleri nasıl zihnimden geçirebilirim?!” sorusunu soruyor olmalısınız. Bu noktada, şöyle bir zincirleme reaksiyonu hatırlatmak isterim: Vücudunuzdaki belirtilere odaklanmanız kaygı düzeyinizin artmasından başka bir işe yaramaz, kaygınız arttıkça da salgıladığınız stres hormonları ilk etaptaki belirtilerinizin daha kötüleşmesine neden olur.

Bu kısır döngüyü kırmak için, bedensel belirtileri algılama şeklinizi değiştirmeli, sizi daha çok paniğe sürükleyecek düşünceler yerine, “gerçekçi” ve pozitif düşünceler koymalısınız. Panik atak yaşayacağınızı hissettiğinizde,

• “Bu yaşadığım bir panik atak”,
• “Bunu daha önce de yaşadım ve baş ettim”,
• “Birazdan geçecek”,
• “Bu bir kalp krizi değil, bana daha kötü bir şey olmayacak”,
• “Şimdi rahatlamak için derin nefesler alacağım ve sakinleşeceğim”  gibi,
gerçekçi, yapıcı ve yararlı düşünceleri zihninizde tekrarlayarak, panik atağı kontrol etmekte ustalaşabilirsiniz. Önemli olan nokta, bu baş etme biçimini yaşadığınız her panik atakta sergileyerek pekiştirmenizdir. Bu şekilde, bir süre sonra panik atakla otomatik olarak sağlıklı ve etkili baş edebilirsiniz.


Panik atakla baş etme ipuçlarından bir başkası ise kendinize en yakın arkadaşınızmış gibi davranmanızdır. En iyi arkadaşınız panik atak yaşasa ona neler söylerdiniz? Tabii ki, onun korkularını, kaygılarını alevlendirmek yerine, onu rahatlatmaya çalışırdınız, öyle değil mi? Panik yaşamaya başladığınızda, kendi kendinize, yakın arkadaşınızla konuşuyormuş gibi sakinleştirici, teskin edici bir biçimde konuşmanız oldukça etkili olabilir.

Panik atağın yaşamınıza hükmetmesine izin vermeyin

Panik ataklar sırasında yaşanılan korku bazen yaşamın çeşitli boyutlarına yansıyabilir. Örneğin, bazı kişiler, dışarıya çıkmaktan, kalabalık, büyük yerlere, mesela alışveriş merkezlerine gitmekten kaçınır, kendisini evde güvende hisseder.

Bu duruma agorafobi denir. Panik atak geçirme korkusuyla bazı mekanlardan, bazı durumlardan kaçınmak faydalı bir yöntem değildir, zira bu şekilde, söz konusu durumların panik atağa yol açtığına ilişkin fikrinizi daha da güçlendirmiş olursunuz.

Unutmayın ki, engellediğiniz ve uzak durduğunuz her şey panik atakla bağınızı daha da sağlamlaştırır. Bu  nedenle, panik atağın yaşamınızda söz sahibi olup, sizi yönlendirmesine izin vermek yerine, normal yaşamınıza devam ederek, siz ona hükmedin!

Uzm. Psk. İlknur YILMAZ /

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

22/6/2009 - Aşırı güven de gençleri suça itiyor

Kategori: DUZ YAZI





 

Son zamanlarda gençler tarafından işlenen cinayetler, intiharlar, yaşanan çeşitli olaylar 'Toplumsal bir kriz içinde miyiz?' sorusunu gündemde tutmaya devam ediyor. Bu olayların mutlaka birbirinden bağımsız ve ilişkili, bir kısmı bilinen bir kısmı ise henüz netlik kazanmamış birçok nedeni var.

 

Şurası açık ki gençlerin en çok ihtiyaç duydukları iyi bir milli ve manevi eğitim ve öğrenim yanında sağlıklı ve huzurlu bir aile ortamında ölçülü bir şekilde sevgi ve ilgi görmek, yeteri kadar zaman verilmek, dinlenmek.

Genç, yaşı icabı hata yapma potansiyeline sahiptir. Sağlıklı bir iletişimle anne-baba onun ihtiyaçlarını karşılarken hangi alanlarda serbest bırakması, hangi alanlarda dikkat etmesi için uyarması ve sınır koyması gerektiğini daha iyi bilir.

İletişim eksikliği, anne-babanın gence bazı konularda aşırı baskı uygularken bazı konularda çok serbest bırakmasına da sebep oluyor.

Örnek olarak çocuğunun dışarıda fazla zaman geçirip yanlış arkadaşlar edinmesini önlemek için sınırsız internet kullanmasına göz yuman bazı anne-babalar, aynı zamanda onu bu konuda denetlemede hatalı davranabiliyor.

Ebeveynlerın hatalari NELER?

Anne-babaların çocuklarına aşırı güven duyarak yaptıkları hatalardan başlıcaları şunlar:

Odalarına bilgisayar ve televizyon koymak ve nasıl kullandıklarını kontrol etmemek.

Gencin sürekli odasında yalnız kalması konusunda anlayışlı olup ancak onunla birlikte zaman geçirme konusunda ihmalkâr davranmak.

Yakın arkadaşları konusunda çok güvenip yeni arkadaşları hakkında bilgi almamak.

Cep telefonu kullanımı konusunda kontör ve zaman ve görüşülen kişiler açısından sınırsız serbestlik tanımak.

Eve geliş-gidiş saatlerinde disipline uygun davranmalarına bakarak nereye gidip geldiklerini sormamak.

Halbuki, gençler ne aşırı serbest bırakılmak ne de aşırı baskı altına alınmak isterler.

Aşırı serbest bırakılan genç, hatalarının sonuçlarını değerlendirme fırsatı bulamaz, ya aşırı kaygılı ve suçluluk duygusuna sahip olur ya da sık sık yapılan hatalar, alışkanlığa dönüşür.

Anne-baba, gençle aile içi sorumluluklar ve aile üyeleri arasındaki iletişim gibi konularda uyum içinde olmalı, kurallar zaman zaman anlaşılırlığı, kabul edilebilirliği, geçerliliği vb. açısından gözden geçirilmelidir.

Kontrol ederken ise genç bunu fazla hissetmemelidir. Bir hata fark edildiğinde bunu gence doğrudan söylemeyip gereken tedbiri almak ve gerekli durumlarda kendisinin konuyu açmasını beklemek daha uygundur. Okula devamsızlık, başarısızlığı gizlemek gibi mutlaka konuşularak çözüm bulunması gereken konularda ise sakin bir üslup ve kelimeleri güzel seçmek her zaman çözümü kolaylaştırır.



Davraniş bozukluğu neden ortaya çikar?

İstenmeyen durumların yaşanmaması için suça yatkın çocuk ve gençlerle daha yakından ilgilenilmelidir. Anne-baba, gençle yeteri kadar ilgilenemiyorsa çevresinden yardım istemelidir. Psikolojik tedavi gören gençler mutlaka okul ve aile tarafından yakından izlenerek tedavi süreçlerinde yalnız bırakılmamalıdır. Çok düzgün davranışları olan gençler bile bazı sebeplerle daha sık hata işlemeye başlarlar. Gençlerin davranışlarında ve kişiliklerinde umulmadık değişikliklere yol açan birçok neden vardır. Bunlardan en sık rastlanılanları şunlardır:

Yeni bir çevreye girmek ve sahip olunan davranış ve tutumların bu çevrede yadırganması.

Karşı cinsten uygun olmayan davranışları olan bilhassa yaşça büyük bir kişinin etkisinde kalmak.

Arkadaş etkisiyle zararlı alışkanlıklar.

Geçirilen ruhsal ve bedensel hastalıklar.

Çeşitli nedenlere bağlı ders başarısında düşüş.

Babanın anneyi aldatması.

Ekonomik sıkıntılar.

Anne-baba arasında şiddetli geçimsizlik.

Yakın aile üyelerinden birinin yüz kızartıcı suç işlemesi.

Cinsel, fiziksel, ruhsal istismara uğrama, yetişkinler ve arkadaşlar tarafından etiketlenip aşağılanma, yanlış anlaşılma.

Anne ve babanın veya her ikisinin ciddi ruhsal ve bedensel sağlık problemlerinin olması.

Anne ve babanın çocuğuna diğer sorumlulukları sebebiyle yeteri kadar zaman ayırmaması.

 

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

6/4/2009 - SÖZÜN BİTTİĞİ YER

Kategori: DUZ YAZI


İNSANIN G†ZELLİĞİ yüzdedir, yüzün güzelliği gözde. Ağzın güzelliği dildedir, dilin güzelliği sözde. İnsan sözünden ve sohbetinden belli olur. Sözün de bittiği zamanlar ve mekânlar vardır. Kâl yani söz, hâle dönüşür orada.

Şimdi öyle bir yerdeyim. Gönlüme en yakın insanlarla beraberim. Hükümranlığı olmayan hükümdarlarla, “kulluğum sultanlığımdır” diyenlerle beraberim. Nasıl dileneceğini ve nasıl isteneceğini bilmeyen fakirlerle diz dizeyim, göz gözeyim.

Gözlerimiz siyah bir aynaya bakıyor. Simsiyah bir aynaya. Gece zifiri karanlık ama bu siyah ayna parlak mı parlak. İçini gösteriyor. İçinin de içini insana. Yürek ister bu aynaya bakmaya. Bu ayna, siyah ama herkesin içini gösteren bir ayna. Göstermekle de kalmayan, her karayı aka dönüştüren, yıkayan arıtan bir ayna bu. Böyle bir ayna yok demeyin hemen. Durun biraz, acele etmeyin. İçimizin denizlerini gösteren bir ayna yok demeyin sakın. Böyle bir ayna var... Bu konuşan bir ayna aynı zamanda. Evet böyle bir ayna var.



Şimdi o aynanın karşısındayım. Durmuş, oturmuş, nice bin yılın macerasını seyrediyorum. Yaşlı bir ayna bu. Gün görmüş bir ayna. Çok gören çok bilir. O konuşuyor, ben dinliyorum. Sözümle dinliyorum. Sözün de bir dili var. Görene demişler; yoksa köre ne? Sükût ruhun beşiği. Aklın, kalple nöbet değişimi.

Yorgunluğun bittiği yerdeyim. Ne yerdeyim aslında, ne gökteyim. Gerçekten de bir garip yerdeyim. Çocukluğumun masalları bir anda gerçek oldu. Bir kapı açık, gizli bir bahçeye girdiğim ve orada kaybolduğum o esrarengiz iklimdeyim. Hayallerim gerçek oldu. Öyle göz önündeyim ki, kimse göremiyor yine de. Görünmez bir adam oldum.



Çağırıyor, yanına gidiyorum. Konuşuyor, duyuyorum. Elini uzatıyor, izin veriyor tutuyorum. Ayna; ey güzel ayna; ey siyah, simsiyah ayna. Geceden kara, gündüzden, güneşten ak ayna. Zıtların buluştuğu mukaddes ayna. Bahçende bana da yer var mı? içine girip, kaybolmama izin var mı? Hiç olmazsa bir süreliğine, bir anlık.

AYNA çok güzel. Hiç bu kadar güzel bir ayna görmedim. Ayna, tıpkı ana gibi ağladığımı duyuyor, razı olmuyor. Gözyaşlarımı siliyor bu ayna. “Sus” diyor, “bir damla göz yaşı, dünyayı tutuşturmaya yeter. Burda ateşin adı gözyaşıdır, akıtma sakın.. O bir damla cihana bedel.” “Ama yapamıyorum ağlamadan edemiyorum” diyorum. Ayna, bir usul, bir yol öğretiyor hemen: “İçine akıt gözyaşını, kalbini yıka... Ateşini söndür. Öfkeni, kinini, şehvetini hepsini ne varsa ruhunda sana ait olmayan yabancı tüm duyguları erit.. Erit göz yaşınla erit.”

Hayret, aynanın dedikleri oluyor. Ben değişiyorum, çevremdekiler de değişiyor. Ama onun rengi değişmiyor. Ayna her daim siyah.

Ey güzel ayna, ey siyah ayna.



Ana oldun, bana ana. Yavrusunu emziren, besleyen bir ana. Anlayışlı bir ana. Kalbimizin sırlarını ancak kalbi sırlarla dolu olan anlar. Ayna bunu da anlıyor. Açıldıkça açılıyor. Nice yüzler, nice simalar görünüyor aynada, nice maceralar.

Ayna dertli, ana gibi dertli ayna. Yavrularını arayan bir ana gibi dertli. “Nerdesiniz” diyor. “Bunca zaman nerde kaldınız” soruyor, sorguluyor ayna. Senin tarihini yazacağım diyorum. Ayna; “ben zaten senin tarihinim, senin talihinim” diyor. Kalemi atıyorum. Sükût kaleme de bulaşıyor. Sükût defne dalı her yorgunluğa. Korkuyorum ölümden, çok korkuyorum. Üzüntümü gizleyemiyorum. Siyah güzel ayna, üzülme diyor. “Ölüm şifasıdır her üzüntünün.” Sakinleştiriyor.

BİR damlanın denize duyduğu hasret gibi, atılmak geliyor içimden aynanın içine. “Yok” diyor, zamanı değil, vakti gelince o da olacak. Bir damlasın ama, buhar olup uçmamalısın. Denizlere ulaşan bir damla ol. Denizler gel diyor. Bu nasıl olacak diyorum. Bir ders veriyor, ayna. Bir damlanın öyküsünü anlatıyor:

Bir buluttan, bir damla yağmur düştü. Bu damla denizin genişliğini görünce utandı:

“Şu deniz denilen yerde ben kim oluyorum? Eğer deniz buysa, gerçekten ben bir hiçim” dedi.

Damla kendini hor görünce, sedefin biri onu koynuna alıp seve seve besledi. Felek de onun işini öyle düzgün yürüttü ki, nihayet padişahlara yaraşır bir inci oldu.

Şaşırıyorum aynaya. Ayna ne de çok şeyler biliyor. Bu aynaya dost oluyorum.

Daha yakınıma gel diyor. Şimdi bir kez daha hayretteyim. Her adımda bir başka sırrını daha açıyor ayna.

Şimdi böyle bir yerdeyim...

Her tohumda gizli bir tutku vardır. Her hayat da bir tohum gibi. İçinde gizlediğini gün gelince, toprağını bulunca açıyor, gösteriyor.

Böyle bir ayna bu... İnsana kendisi olmayı öğreten bir ayna. Bir ömür öğrendiklerimizi test eden, gözden geçiren bir ayna bu.

Özgürlüğün bu kadar yakın olduğunu bilseler, bir an senin huzurundan ayrılmazlar. Başka yöne savrulmazlar. Bir saman çöpü gibi uçuşup dağılmazlardı. İnsanlar “nasip” diyor. Ayna “ben sözümü söyledim, davetimi çok zaman önce yaptım. Unuttunuz beni, bana bakmayı, bana gelmeyi, kendinizle yüzleşmeyi unuttunuz” diyor. Yanına gelmenin, karşısına geçip bu şansı yakalamanın bedelini soruyorum aynaya.

“Pişmanlık dolu bir damla gözyaşı. Ama, içine akıttığın bir göz yaşı... Ve bu güne kadar geç kalışına yandığın inanç dolu bir kalp,” diyor. Ve ekliyor: “Ben bir ayna değilim, bir anayım. Hâlâ anlamadınız mı?”

HEPSİ bu kadar. Ve ayna susuyor. Şimdilik susuyor. Sükût orucuna başlıyor. Artık görünüşlerle görünenlerin altında yatan gerçekleri görmek ve çıkarmak çabası ve nasibi de bize düşüyor.

Güzellik içimizde değilse onu dışarıda bulmak zor. Balığa denizi, denize de balığı anlatmak zor.

...

Ayna; ey güzel ayna; ey resmini gördüğüm ayna; resmine hiç benzemeyen, canlı hayattar ayna; ey güneşten ak, aydan parlak, simsiyah ayna...

Yıllar yılı süren kutlu susuzluğumu dindiren ayna, bağrına basan ana. Kapına geldim. Nasibimi aramaya, almaya geldim.

Nasıl isteneceğini, nasıl dileneceğini bilmeyen, bilemeyen biçare bir dilenci gibi kapına geldim. Zengin evlerinin kapılarını büyük bir ümitle ve tatlı bir heyecanla çalan, fakir bayram çocukları gibi geldim. Boş dönmeyeceğim. Şimdi böyle bir yerdeyim. Yâ Müstean, yâ Muin, âmin. Bihürmeti Seyyidi’l-mürselin... n

Selim Gündüzalp

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

<- :: Sonraki Sayfa ->

Hakkımda

Bağlantılar

Ana Sayfa
Profilim
Arşiv
karikatür vakfı
moma the museum of modern
museo del prado
national gallery
polo museale fiorentio
the metropolitan museu
musee d'orsay
cem duruöz GİTAR
animasyon
fotograf
ünlü ressamlar
ebru çeşitleri
istanbul gravürleri
sanat alemi
reklam atölyesi
karakalem 3
karakalem 2
karakalem 1
türk ve dünya tarihi
galeri istanbul
turk fotograf sanatı
travel photographers
anadolu gezgini
fotoğraf vakfı
istanbul fotoğraf merkezi
atlas
fotoğraf 3
fotoğraf 2
sanat ve tasarım fakültesi
dexigner
çok güzel GÖKYÜZÜ
yağlı boya tablo1 WEB
yağlı boya tablo 2 WEB
PROF. AHMET ATAN resim
Dini İçerikli Linkler
ormanda yaşam video
ılgarin video
uzungöl video
cide-köcek video
yöresel oyun video
sümela manastırı video
çanakkale belgeseli 1
çanakkale belgeseli 2
sarıkamış belgeseli
photoshop MAGAZİN
GOOGLE EART
FİLM DOWNLOAD
kamera arkası

Kategoriler



Sitenizesayac.com