En çok, kendine yapacağın kötülüklerden kork. Hiç gitmedim ben.Ordayım,beni görmek,bana dokunmak,beni hatırlamak istediğin yerde...YÜREĞİNDE gülyüzlüm < medya reklam tanıtım tasarım kitap dergi>



ebruname

22/9/2009 - Seninle yaşlanmak istiyorum.

Kategori: sadece sevgi
                                   

Seninle yaşlanmak istiyorum. Seneler geçsin, sen beni bil, ben seni bileyım istiyorum. Benim olduğu kadar dostlarının, dostlarının olduğu kadar benim ol istiyorum. Nice sıkıntı ve zorluk yaşayıp anlatalım...

Yaşayalım kı, öğrenelim hayatı ve destek çıkmayı. Birbirimizin omuzlarında ağlamalıyız. Sen çok dertlenip, içip, arkadaşlarınla eve gelmelisin. Paylaşmalı ve beraber sıkılmalıyız. Öyle ki, yalnız sıkılmak sıkmalı bizi...

Yaşayalım ki, paramız olunca sevinelim. Güzel günlerimizi, evimizde, bır şişe şarap ve pijamalarımızla kutlamalıyız. Ya da bazen dostlarla ucuz biralar içerek... Böylece yaşamalıyız işte...



Sonra çocuğumuz olmalı, düşünsene, senin ve benim olan bir canlı. Geceleri ağladıkça sırayla susturmalıyız. Sen arada mızıkçılık yapmalısın. Ve ben söylenerek sıranı almalıyım. Yorgun olduğum için yemek yapmamalıyım, söylenerek yumurta kırmalısın. Hava soğukken birbirimize sıkıca sarılıp yatmalıyız...


Zaman su gibi akıp giderken, herşey yaşanmış bir hayatımız olmalı. Herşeye rağmen hiç bıkmamalıyız birbirimizden. Mutlu da olsa, kötü de olsa, yaşadığımız günler bizim günlerimiz olmalı. Saçlara düşünce aklar ya da gidince aklar, çocukları güvence altına alıp gitmeli bu şehırden...

Kavgasız, her sabah gürültüyle uyanılmayan, sessiz bir yere gitmeliyiz. Geceleri balkonda denizi seyredip, sandalyelerimizde sallanmalıyız. Eve gelip, benden kahve istemelisin. Çocuklar gelmeli zıyaretimize, geçmışteki hareketli günlerimizi anımsamalıyız...

Öyle sevmelisin ki beni, bu yazdıklarım korkutmamalı seni. Tebessümler açtırmalı yüzünde. Bir gün bu hayatı bırakıp giderken, sadece mutluluk olmalı yüzümüzde, birbirimizi sevmenin gururu olmalı "herşeyde"

CAN YÜCEL
Yorum (3) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

20/9/2009 - Kutsalı değişenin bayramı da değişiyor!

Kategori: DUZ YAZI




Ramazan ayı topraklarımızda kök salmış hem dini hem de sosyal bir ibadet ayı idi. Ramazan sonrası yemeğin sonundaki tatlı gibi Ramazanın bayramı geldi.

Toplumumuzun psikososyal sermayesinin büyük ve belki de  en önemli zenginliği  dini ve milli bayramlardır.

Kutsalı değişenin bayramı da değişiyor

Bayramın psikolojik ve sosyolojik karekterinin özellikle büyük şehirlerde büyük ölçüde değiştiğini görüyoruz. Özellikle kutsalları değişen insanların bayramları da değişti.

Egosundan daha büyük şeyin olmadığı dünyada yaşayan bir insan başkalarını neden önemsesin ki? Kendini kutsallaştırmak. Birinci önceliği kendi çıkarıdır.

Önce can sonra canan ise önce benim çıkarım ve keyfim sonra ailemin çıkarı ve keyfi der.

Önce benim çıkarım rahatım sonra toplumun ve devletin çıkarı der.


Şeker Bayramı ismi tesadüf değil

Türkiyenin eğitim sistemi dünyasal yaşam biçimine inanan insanları üretiyor. Seküler yaşam biçimi de diyebilirsiniz.

Kendi ağzının tadını ve tatilini düşünen, sorun ve sorumluluktan kaçan, aile büyüklerini yalnız bırakan, dünyasallığı, benmerkezciliği, hedonizmi  ve zevk odaklı yaşamı yücelten modern yaşam insanı mutlu edemiyor.

Modern yaşamda yaşlılar, hastalar, çocuklar, komşular aile büyükleri mağdur oluyorlar. Devletin ve sosyalgüvenlik sistemleri sürdürülen aile şefkatini veremiyor.

Sonsuzluğu düşünmeyen varoluşu yanlış tanımlayan mevcut hayata bakış bayramları tadsızlaştırdı. Modern sistemim iki acı meyvesi yalnızlık,mutsuzluk oldu.

Dinden uzak durmayı amaçlayan, din kaynaklı çağrışımları silip atan bir düzen doğal olarak ramazan ismini de değiştirecekti.

Ramazan ve Bayram başkaları hakkında kaygı hisseden insanlar için sosyal sorumluluk ifade eder. Paylaşma, dayanışma, değer verildiğini hissettirme, sevdiğini söyleme gibi iyi ve güzel bir şeyler yapmak isteyen insanlar için bayramlar tam uygun atmosferlerdir.

Üç insan tipi

Birincisi kötü, çirkin ve yalandan zevk alan, yaşam amacı olarak zarar vermeyi öncelikleyen insan tipidir.Yılanın ısırmaktan zevk alması gibi. Başkasının çektiği acı onun için önemsizdir.

İkincisi “İyi veya kötü, doğru veya yanlış, güzel veya çirkin önemli değil, egomu tatmin eden ne ise benim doğrum o dur” diyen insan tipi. Başkasının çektiği acı onun çıkarına uygun gelirse ona yardım eder.Yaşam amacı egosunu tatmin ve kişisel çıkarıdır.

Üçüncüsü iyi, güzel, doğru ve faydalı şeyler yapma niyet ve arzusu ile yaşayan insanlar. Zarar vermek ve acı çektirmekten kaçınırlar. İyi ve doğruyu doğru olduğu için yaparlar çıkarlarına uygun olduğu için değil. Tıpkı bir kırlangıcın yanan eve dalıp yavrusunu kurtarması gibi. Burada insanın dünyasal ve kişisel menfaati yoktur. Ya anneler gibi biyolojik doğasının gereğini yapacak veya vicdan muhakemesi ile yardım edecek.

Çünkü herşeyi gören ve bilen bir yaratıcıya inanıyor ve ‘O’ na er geç  hesap vermek zorunda olduğunu biliyor. İyi, güzel, doğru ve faydalı şeyler yaparsa, iki hayatta da karşılığını  alacağını düşünüyor.

Hangi insan tipi toplum için faydalı bu soruya istediğiniz cevabi verin.


Sadece turizmcilerin bayramı olmasın

Bayramları ve kültürel standartlarımızı ruhsal gerçeklikten,yaratılıştan ve soyut evrenden koparmaya çalışan gafil medeniyet insanı varlıklı yaptı ama dünyayı daha yaşanılır yapmadı.

Öncelikle kendisi hakkında kaygı hisseden diğer insanları değersiz gören insan için ise bayramın adı Şeker bayramıdır ve yapılması gereken şey de tatildir.

Egosunu Yaradandan ve Vatandan daha çok seven insan için tek kutsal çıkarıdır.Çıkarına uygun tatil çıkarına uygun milliyetçilik ve çıkarına uygun vatan sevgisi bayramları da değiştirdi.

Atalarımız bayramları ülkeyi ve insanları daha mutlu yapmak için fırsatlar olarak değerlendirmişlerdir.Özellikle hastaları,özürlüleri, yaşlıları, zayıfları,yoksulları,aile büyüklerini ve çocukları mutlu yapmayı bayramların anlamı olarak görmüşlerdir.

Ancak modern yaşam bayramları insanların isteklerini ve çıkarlarını kutsallaştırdığı günler yaptı.Bunun sonucu Bayramlar turizm sektörünün bayramı oldu.

Bayramda sosyal sorumlulukları için birşey yapmadan tatile çıkanların ve şeker bayramı adını kullananların farkında olmadan temel değerlerimiz değiştirdiklerini bilmelerini istedim.

Haddimi aştım ise bağışlayınız, herkese  anlamına uygun iyi, güzel tatlı bayramlar diliyorum.

Nevzat Tarhan

Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

15/9/2009 - Sanatın "Kabak Tadı"

Kategori: hobi

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 





Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

23/7/2009 - Gidene kal demeyeceksin...

Kategori: resimli siirler


 
Gidene kal demek zavallılara,
Kalana git demek terbiyesizlere,
Dönmeyene dön demek acizlere,
Hak edene git demek asillere yakışır.
Kimseye hak etmediğinden fazla değer verme, yoksa değersiz olan hep
sen olursun...



Düşün...
Kim üzebilir seni senden başka?
Kim doldurabilir içindeki boşluğu sen istemezsen?
Kim mutlu edebilir seni, sen hazır değilsen?
Kim yıkar, yıpratır sen izin vermezsen?
Kim sever seni, sen kendini sevmezsen?
Her şey sende başlar, sende biter...
Yeter ki yürekli ol, tükenme, tüketme, tükettirme içindeki yaşama
sevgisini...
Ya çare sizsiniz yada çaresizsiniz. ..



Öyle bir hayat yaşadım ki cenneti de gördüm cehennemi de.
Öyle bir aşk yaşadım ki tutkuyu da gördüm pes etmeyi de.
Bazıları seyrederken hayatı en önden, kendimi bir sahnede buldum,
Oynadım.
Öyle bir rol vermişlerdi ki okudum okudum anlamadım.

Kendi kendime konuştum bazen evimde, hem kızdım hem güldüm halime.
Sonra dedim ki söz ver kendine
Denizleri seviyorsan dalgaları da seveceksin,
Sevilmek istiyorsan önce sevmeyi bileceksin,
Uçmayı biliyorsan düşmeyi de bileceksin,
Korkarak yaşıyorsan yalnızca hayatı seyredeceksin.
Öyle hayat yaşadım ki son yolculukları erken tanıdım.
Öyle değerliymiş ki zaman hep acele etmem bundan anladım.

 

NIETSZCHE

Yorum (2) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

14/7/2009 - Evliliği ayakta tutamama gerekçeleri

Kategori: DUZ YAZI

Evliliği ayakta tutamama gerekçeleri

Bilim, evliliği ayakta tutmak için aşkın yeterli olmadığını kanıtlandı. Çiftin yaşları, daha önceki ilişkileri ve hatta her ikisinin birden sigara içip içmediği bile, evliliğin sürüp sürmeyeceğini belirliyor.

Avustralyalı bilim adamlarının yaptığı araştırma, çiftin yaşları, daha önceki ilişkileri ve hatta her ikisinin birden sigara içip içmediği gibi faktörlerin, evliliklerinin sürüp sürmeyeceğini belirlediğini gösterdi.  

Avustralya Ulusal Üniversitesi'nde görevli bilim adamları, 2001 ile 2007 yılları arasında, evli ya da birlikte yaşayan yaklaşık 2500 çiftle görüştü. Bu görüşmelerde evliliklerini veya birlikteliklerini sürdürenlerle boşanan ya da ayrılan çiftleri bu sonuçlara götüren faktörler araştırıldı.

"What's Love Got to Do With It" (Bunun Aşkla Ne Alakası Var) başlıklı araştırma, karısından 9 ya da daha fazla yaş büyük olan ve 25 yaşını bitirmeden evlenen erkeklerin eşlerinden boşanma olasılığının diğerlerine oranla iki kat fazla olduğunu ortaya koydu.    


Araştırma, çocukların da bir evlilik ya da ilişkinin uzunluğunu etkileyen faktörler arasında yer aldığını gösterdi. Araştırma, evlenmeden önce, daha önceki ilişkisinden ya da birlikte olduğu kişiden çocuk sahibi olan çiftlerin beşte birinin ayrıldığını gösterirken, bu oranın, evlenmeden önce çocuk sahibi olmayan çiftlerde ise yüzde 9 olduğu görüldü. 

Kocalarından daha fazla çocuk sahibi olmak isteyen kadınların boşanma olasılığının da daha fazla olduğunu ortaya koyan araştırmada, çiftin ailelerinin de ilişki üzerinde rolü olduğu belirtildi.

Anne babası ayrılan ya da boşanan kadın ve erkeklerin yaklaşık yüzde 16'sının kendilerinin de boşandığı, bu oranın anne babası ayrılmayanlarda yüzde 10'da kaldığı görüldü.  

Araştırma ayrıca, ikinci ya da üçüncü evliliğini yapan çiftlerin ayrılma olasılığının, ilk evliliğini yapanlardan yüzde 90 fazla olduğunu gösterdi. 

Evliliğin sürmesinde hiç şüphesiz paranın da rol oynadığı, yoksul ya da kocaları işsiz olan kişilerin yüzde 16'sının ayrıldıklarını söylediği, bu oranın, maddi durumu iyi olan çiftlerde yüzde 9 olduğu bildirildi. 

Eşlerden birinin sigara içip diğerinin içmemesi durumunda da ilişkinin başarısızlığa uğraması olasılığının daha fazla olduğu gözlendi.

Çiftin ayrılma olasılığını az etkileyen faktörler arasında, çocuk sayısı ve çocukların yaşları, kadının iş statüsü ve çiftin çalıştığı yıl sayısının yer aldığı belirtildi.

 

 

 

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

<- :: Sonraki Sayfa ->

Hakkımda

Bağlantılar

Ana Sayfa
Profilim
Arşiv
karikatür vakfı
moma the museum of modern
museo del prado
national gallery
polo museale fiorentio
the metropolitan museu
musee d'orsay
cem duruöz GİTAR
animasyon
fotograf
ünlü ressamlar
ebru çeşitleri
istanbul gravürleri
sanat alemi
reklam atölyesi
karakalem 3
karakalem 2
karakalem 1
türk ve dünya tarihi
galeri istanbul
turk fotograf sanatı
travel photographers
anadolu gezgini
fotoğraf vakfı
istanbul fotoğraf merkezi
atlas
fotoğraf 3
fotoğraf 2
sanat ve tasarım fakültesi
dexigner
çok güzel GÖKYÜZÜ
yağlı boya tablo1 WEB
yağlı boya tablo 2 WEB
PROF. AHMET ATAN resim
Dini İçerikli Linkler
ormanda yaşam video
ılgarin video
uzungöl video
cide-köcek video
yöresel oyun video
sümela manastırı video
çanakkale belgeseli 1
çanakkale belgeseli 2
sarıkamış belgeseli
photoshop MAGAZİN
GOOGLE EART
FİLM DOWNLOAD
kamera arkası

Kategoriler



Sitenizesayac.com